21 Mayıs 2012 Pazartesi

Operatıon Proposal//Yitirilmiş Aşkı Kazanma Operasyonu

Dün gece Operatıon Proposal'ı bitirdim; çok güzeldi ♥
Neden başlasam ki, bilmiyorum..
En başlarda biraz sıkıcı geliyordu bana, ee hızlı gonzalesleri izleyerek büyümüş biri olarak..
Ama dizi ilerdedikçe beni bir merak sardı, ne oldu; ne oluyor; ne olacak..
Kah Beak Ho' ya ağzıma geleni saydım; geçmiş, şimdi ve gelecek için..
Kah Yi Seul'a üzüldüm; olmuş ve olacaklar için.
Sürekli kıskandım durdum o beş arkadaşı; ahh dedim; geçmiş günlerim düştü aklıma..
Dizi boyunca sürekli kendinizi, geçmişinizi, bu gününüzü ve yarınınızı düşünüyor, eleştiriyor ve
durumlar üzerine kafa yoruyorsunuz.Şahsen, her gün her yaptığım şeyi yarınımın olamayacağı bilinci ile yapmama ve hayatta kaybedecek zamanımız olmadığını bilerek adım atmaya şartlamışken dahi düşünüyorum
sevdiklerime onları ne kadar sevdiğimizi söyleyebilip söyleyemediğimi..
Sevmenin ayıbı yoktur halbuki; ayıp olan sevmemektir.
Garip olan sevememektir; ki neyi sevemiyor ki insan, neden sevemiyor?
Hangimiz kusursuzuz? Kim 'ben hiç hata yapmadım' 'ben hiç kalp kırmadım' deyebilir ki?
İnsanları sevememek neden? Herkeste, her birşey de kusur bulmaya çalışmak neden?
Neyse konu başka yere gitmeden geri döneyim ben sevgili dizime..
Beak Ho ve Ham Yi Seul altılı yaşlarından beri 20 senelik arkadaşlar ve aslında 20 senedir birbirlerinden habersiz birbirlerine aşıklar. İkiside ne kadar çok severse sevsin, ne kadar acı çekerse çeksin hep yarına, öbür güne, daha sonraya bırakmışlar 'Seni Seviyorum'
demeyi ve bir bakmışlar ki 20 yıl geçmiş. Yi Seul lisedeki koçlarıyla evleniyor sonunda. Beak Ho salya-sümük ağlarken düğün akşamı bir adam beliriyor yanında ve kendini 'Kondüktör' olarak tanıtıyor. Beak Ho'ya pişmanlıklarını düzeltebilmesi için bir iksir veriyor; sonrası 'renovatıo' (:
Beak Ho geçmişe gidiyor; hep yarım yamalak; ne yapacağını bilmez halde; hep parçayı kurtarmanın derdine; halbuki bütün elden gidiyor! Beak Ho dünü değiştirmenin derdine düşüyor ama ne bu günü ne kendi hatalarını değiştirmeye yeltenmiyor. Başta gıcık oluyorum ona, terbiyesiz :/ Aşkın kıymetini bilmiyor diyorum, sonra kıza yaşattıklarını izledikçe nefret sarıyor benliğimi 'öküz' diyorum. Kör-sağır-dilsizi oynuyor Beak Ho uzun süre. Sonra kaybede kaybede kıymetini anlıyor kaybettiklerinin ve elde etse de tekrar yitiriyor en çok arzuladıklarını. Konuşamadığı zamanların intikamını alıyor sanki hayat; söyleyeceklerini söylemeye hazır olduğu zaman onu dinleyecek kişi yanında olmuyor. Aslında hayatı biraz traji-komik, biraz da ütopik bir biçimde anlatıyor senarist bizlere oyuncular vasıtası ile. Atnalı taktığımız gözlerimize bir yumruk çakıyor ve
'hey dostum, sorunun ne senin? yarın diye bişey yok.' diyor bana kalırsa. Birazcık Secret Garden havası da vardı dizide; o ütopik durumlar, Kondüktör ve harabaciler..
Beak Ho hata yapa yapa, yapmamayı öğreniyor ama Yi Seul zaten kırılacağı, incineceği kadar incinmiş; artık hissizlik raddesine gelmiş. Bu durumun neredeyse %95 aynısını bende yaşadığım için nasıl hissettiğini biliyorum. Ağzında bir zehir varmış da, yutkunsan öleceksin sanki. Hayatında kimse yok; yapayanlızsın ama kimseyi alamıyorsun hayatına, girmek isteyene, seni sevene 'buyur' deyemiyorsun. Aslında hiç bişi deyemiyorsun. 'Gel' demek istediğin kişi elini uzatsan tutacağın kadar yakın, seni sevdiğini biliyorsun, onu sevdiğini biliyor, ama olmuyor. Sebep? Sebep yok. Biri sorsa cevap veremezsin çünkü sende bilmiyorsun, çünkü o da bilmiyor; 'Gel' deyemiyorsun, 'Git' deyemiyorsun. İki ucu keskin bir bıçakla, durmadan, yılmadan, dönüp dönüp kendini yaralıyorsun..
Çok yakıştırdım ben ikisini birbirlerine. Bende aşık olmak isterdim dürüstçe söylemek gerekirse; ama insan nasıl büyük travmalar sonucu konuşabilme ve yahut görebilme yeteneğini kaybediyorlarsa; çok fazla sevip çok fazla incinince aşık olma yeteneğini de kaybediyorlar galiba..
Beak Ho'nun pervasızca canının her istediğini yapmasını sevdim.)
Hiç kasılmadan, hiç kısıtlamadan kendilerini beraber çocuklaşmalarını sevdim.)
Beraber gülebilmelerini ve her şeye rağmen gülümseyebilmelerini sevdim.)
Yi Seul'un Beak Ho'nun hem arkadaşı, hem kız kardeşi, hem annesi, hem sevdiği, hem de tarafından sevildiği kişi olmasını sevdim.)
Beak Ho'nun doğal ve romantik her halini sevdim.)
Gururunu bırakması gereken yerde bir kenara bırakmasını, kendi hatalarından ders almasını;
devam edemeyeceğine karar verdiğinde gitmek istediği yere
korkmadan, kırılabilme ihtimalini umursamadan, 
varlığı ve tür samimiyeti ile Beak Ho'nun yanına gitmesini ve ona 
sabırla şefkatle 'Ben Ham Yi Seul, tanıştığımıza memnun oldum' demesini sevdim.)
Ve içinden devam etmesini 'Beni hatırlayamasan da sorun değil, ben seni hatırlıyorum'..
Cha Re'yi, Chan Wook'u, Tae Nam'ı Jin Jo'ju ve Koç'u çok sevdim.)
Yan yana durdukları bu resmi de çok sevdim, kıskandım, çatladım yani .)
Ağlayan Yi Seul'u 'eğer ağlamayı kesmezsen benimle evleneceksin' 
diyerek teselli etmesini çok sevdim, hayır kimse şimdiye kadar beni böyle teselli etmedi yani.)
Bu çocukta harika bir ağlayabilme yeteneği var, gerçekten; böyle salya sümük ağlayan oyuncu fazla yok;
Allahım ya rabbim, teselli efesim geliyor bu çocuğu yav.
( Tamamen insaniyetten :D )
Lee Min Ho'msu bir suratı var Yoo Seung Ho'nun ve kendisi 
1993 Ağostos doğumlu, benden tam bir yaş küçük; gözün kör olmasın e mi :)
~
Surata bak ya, aha bir junıor-emrah daha .)

Ama benim için dizinin yıldızı sonradan Beak Ho'nun babası olduğunu öğrendiğimiz Kondüktördü.
O nasıl bişeydir ya, o nasıl bir senaryo, o nasıl bir oyunculuktur!
14. bölüme kadar 'sıradan' bir dizi gözüyle baktığım Operatıon Proposal Kondüktör ile gönül trenimin ray sistemini alt-üst ediyor ve beni başka bir aleme götürüyordu (:
Baba kondüktör; ona yılın babası ödülünü veriyorum babalar günü geliyorken (:
Benim hiç benden büyük ayım olmadı, olduysa da onu sevgilim almadı; 
kıskanıyorum.. :P
İşte dizinin en sevdiğim ikinci ostu; Oh My Goddess:
En sevdiğim ostu; ninni tadında; Eun Bi'den;
Ben diziyi beğendim; anladım ve severek izledim.
Güzel devam etti ve güzel sona erdi.
Hiç-bir hayal kırıklığı yaşamadım, mutluyum.
Hem eğlenceli, hem duygusal, hem gerçek, hem gerçeküstü,
hem acı, hem tatlı, hem dostluk, hem mucize dolu ilginç,
şaşırtıcı ve pek fazla tahmin yürütemeyeceğiniz bir dizi izlemek istiyor iseniz o dizi bu; oturun izleyin daha ne diyeyim?
Umarım bu söyleyememe, erteleme, yarına bırakma işinden vazgeçer;
ihtiyacımız olan insanlara, ihtiyacımız olan zamanlarda 'gel' deyebilme cesaretine sahip oluruz hepimiz.
Ve bize ihtiyacı olan herkesin yanında oluruz; hiç çıkarsız.
Umarım bedenen ve yaşça büyümekle kalmaz, kalben de büyürüz;
o kadar büyürüz ki herkese yetecek sevgimiz,
herkesi içine alacak bir kalbimiz olur.
Sevgi kelebeği mi oldum ne, amaninnn!
Neyse, neyse kaçtım ben..^_^



18 Mayıs 2012 Cuma

Bir mimi kendime zorla paslatmış mı oluyorum? hikaruivy 'un blogunda gördüğüm 'Silmeden' isimli mimi beğendim, aslında mimden çok onun anlatımını beğendim. Sanırım o da mimi beğenmemi beğendi ve 'kendini mimlenmiş say' dedi. Öyle yapayım bari (: 

Şimdii, kasıntı bir tip olamama rağmen; ki çok fazla düşünerek konuşan da biri değilimdir ya neyse, bu yazıyı yazarken gerildim ki sanki (: 
Tamda vaktiydi, bak yaa! Şu sıralar Operatıon Propesal'ı izliyorum; geriye dönüp yaptığı hatayı düzeltmek, sevdiği kızı yeniden kazanmak isteyen bir şapşalı anlatıyor. Şapşal dediğime bakmayın, kendisi şapşal olmanın yanı sıra epeyce de tatlı; ama tipim değil. (Kulağıma mırıltılar geliyor, 'sanki sen onun tipisin ya' diyor birileri :D)
Nerden bağlantı kurdun, demeyin; bilmiyorum. Aklıma gelen ilk şeyleri yazıyorum -silmeden (:
istanbuldayım ve mayıstayız; sıcaktan erimekten korkuyor olmamız gereken bir zamandayız ama dışarısını sel götürüyor resmen. Bu yıl neyi var bu iklimlerin; hiç yerlerini bilmiyorlar efendim!
Çalışıyorum; bazen çok enerjik olama rağmen kimi zamanlar ölecekmişcesine yorgun oluyorum. Bazen her şey üst üste geliyor; patlamamak için kendimi frenliyor, görmemeye ve duymamaya çalışıyorum. Herkes kendi savaşını veriyor, herkes bişeyler için savaşıyor; kör değilim. Belli etmese de o kadar yorgun ki çoğu; o yüklerin üzerine bir de mızırdamalar, mırıldanmalar eklenmesin istiyorum. Bazen nefret ediyorum herkesten; kendimden de en çok o zamanlar.. Öğrenci olduğum zamanları özledim, çok çabuk büyüdüm; yeniden çocuk olabilmek isterdim. Ama doğmak kadar gerçektir; büyümek, yaşlanmak ve ölmek. 
Julie Buxbaum'un Senden Sonra adlı romanını okuyorum; uslubu çok hoş. Bitirmedim daha, ama yüksek ihtimalle çok beğenecek ve blogumda yer vereceğim ona, öyle sinyaller alıyorum (:
Uyuz oluyorum, Wampire Diaries sezon finali verdi, ben Demon'u şimdiden çok özledim. 
Bowling oyanamaya gitmek istiyorum bu hafta sonu, ama yanlız değil.//
Büyükadaya gitmek ve bisiklet sürmek istiyorum; iki sır vereceğim şimdi, aramızda kalsın.
Sır1 ben bisiklet süremem, çocukken çok denedim, ama beceremedim; yine de gitmek ve bisiklet sürmek istiyorum, belki bu kez başarabilirim. Sır2 hiç denize girmedim, sudan biraz korkarım, kabuslarımı kişisel boğulma sahnelerim süsler ve aslında beni vapurda tutar; belki de denizdir net bilmiyorum. 
Bir-kaç hafta evvel otobüsten indim ve işyerime doğru yürümeye koyuldum, yanıma bir kız geldi ve kafasını bana doğru eğdi, birşeyler söyledi. Kulağımdaki kulaklığı çıkardım ve 'efendim' dedim. Bana farkında olamadan ona bir-kaç gün evvel yardım ettiğimi ve teşekkür etmek için yanıma geldiğini ama ona aldırmayıp yürüyüp gittiğimi söyledi. Saf saf onun suratına baktım, öyle bişi hiç hatırlayamadım. Yolumuz aynıymış genelde arkamdan yürüyor ve beni izliyormuş, şaşırdım. Söyledikleri ise daha da şaşırttı beni, çok soğuk biri gibi gözüktüğümü, etrafımdaki hiç bir şeyi umursamadığımı ve çok rahat olduğumu söyledi. 'İnsanlar senle konuşmaya çekiniyorlardır büyük ihtimalle. Erkekler kesinlikle ben bu kızı tavlayamam, bu kız bana bakmaz, deyip sana yaklaşamıyorlardır.' dedi. Güldüm, hala aklıma geldikçe gülüyorum. Genelde benim olduğum yerde kahkaha, gürültü patırtı eksik olmaz, dışarıda nasıl bu kadar 'buz dağı' görünebildiğimi merak ediyorum. 
Nerdeyiz? Çekirge oldum resmen, oradan oraya..
Operatıon Propesal'ın çok beğendiğim ostunu buldum sonunda, uzun aramalardan sonra.
Sıcağı sıcağına paylaşmasam dert olabilir; o yüzden o tatlı sese kulak verelim. 

x-Japan'ın Forever Love'una ve Lee Sun Hee'nin Why Only Me şarkısına takık vaziyetteyim. 
Slow şarkı dinlemeyi, dram izlemeyi kaldıramayan ruhuma ağır darbeler yesem de, vazgeçemiyorum tekrar tekrar her harfini, her notasını ezberleyene dek dinlemekten.
Game Of Throns'un 2. sezonunu izleyeceğim ; bir seferde bitireceğim. 
Romanı nasıl merak ediyorum?
Jean Christopher, Julie Garwood ve Judith McNaught yeni kitaplar çıkarsa da heyecanla okusam ya. 
Ya da SuJu yeni bir şarkı yapsa da bizi bi sallasa; yıkılsa camia.
Birazcık saçmalamak istiyorum; serbest köşe dimi?
Benim gibi küçük bebeklere vurgun olanlar var mı?
Ölüyor o yavru da bana :D
Bu çocuk küçük emrahtan, DNA tasti falan gerekmiyor, taam mı :D
Arşivlerimi halka arz ediyorum; itiraf ediyorum, o benim bebekliğim. 
Stajına erken başlamış bir spor spikeri o, taam mı.
Manga okumayalı ne kadar olmuş, off.
Geçen gün sipariş ettiğim kitabı almaya gittiğimde yarım bıraktığım Death Note'un çizgi roman serisini gördüm, en kısa zamanda alıp okuyacağım inş. 
Çok gevezelik ettim, çok saçmaladım belki ama, dönüş yok; bu yazının amacı saçmalama sınırımın olmadığı gerçeğine okurları uyandırmak diyor, işi tatlıya bağlıyorum. 
yazdığımdan bişi anlamadım, kendimi boş bir düdüklü tencere gibi hissettim birden, nasıl olduğunu soracak biri olursa bende bilmiyorum. Ne diyorsun hikaruivy 'Silmeden' postunun hakkını verebildim mi? 
Yoksa bu kadar saçmalık yanıma kar mı kaldı diye soruyor,
saçmalayan, saçmalamayı seven ve saçmalayanları hoş-gören herkese
sevgilerimi yolluyorum..
Mrym..


2 Mayıs 2012 Çarşamba

Dalja's Spring//Dalja'nın Baharı

Bir dizinin daha selasını vermiş bulunuyorum an itibariyle. Dalja'ya bahar geldi sonunda; evet. Nasıldı peki? 
Gerçek..? Sanırım tek cümle kullanılarak en doğru anlatım bu olur diziyi. Bizim gibi (şahsen benim gibi) aşkın varlığına inanan, bekleyen (çok beklemiş anam, 33 sene O_o) ve uman uri Dalja; kendinden 6 yaş küçük 'spire tire' a aşık olursa ne olur? Hepimizin hayatından geçen ve yahut geçebilecek olan olayları ve durumları konu alıyor dizi; yani son derece gerçekçi efem. Tabi ipin ucunu kaçırdıkları bir-kaç şeyi saymazsak; ama o kadar kusur kadı kızında da olur caanım! Bi kerem bu diziden önce, yani bi-kaç hafta önce bitirdiğim Shut Up The Flower Boy Band var yazmam gereken, ama sıcağı sıcağına döktüreyim dedim. Fena mı etmişim? Zaten Dalja's Spring'e başlama nedenim  Shut Up The Flower Boy Band' daki Byeong Hee rolü ile aklımın başımdan milyonlarca fit yüksekliğe çıkmasına neden olan Lee Min Ki; ahh uri çagii (:
Ben epey sevdim diziyi; son bölüme kadar dolu dolu; rengarenk ilerledi.
Son bölümde klasik olaya heyecan katma aşkına yenik düşerek bir bocalama, bir
sinir bozma operasyonuna imza atsa da senaristler, yine de benim 21 bölüm hatırama gölge düşüremediler.
Bazı sahnelere çok güldüm; misal..
Tae Bong'un rahat tavrına bittim dizi boyunca, canı ne zaman ne isterse olacak; o kadar!
Bu arada kaslarının pek kuvvetli olmadığını söylese de cumbo-lap diye hatunu hiç zorlanmadan kucaklayışı gözümden kaçmadı; az çakal değilsin olum (:
~
Tae Bong yedek-kiralık sevgililik yaparak para kazanan bir adam ya; normall.
Neden? Adam nasıl sevgili olunacağını biliyor; diğerlerine halt etmek kalıyor bir (:
Chae Rim' e zaten Oh My Lady'de bayılmıştım; bu dizi ile oyunculuğunun kalitesini
gözler önüne serdi bence; o ne oyunculuk, o ne hareketlerdir yav.
Helal olsun hatuna; Shin Min Ah ve Jung So Min'den sonra ev sevdiğim Koreli 
kadın oldu bu dizi ile beraber. Aferin bebeğim; seni hep böyle göreyim (:

Dizi güzeldi oyuncular ve karakterler olarak tümünü beğendim; Soon joo-shi ise bambaşka idi benim gözümde. Buz dağı kadının ana olunca pambık-şeker kıvamına gelişini gördüğümde küçük dilimi mideme indiriyordum, Allah korudu.
Dal'ja'nın anası, büyükannesi, müstakbel kayınvalidesi ise ayrı bişeylerdi;
Go-stop öğrenesim geldi yav!
Vekil Eom; evet saygıdeğer drama-severler o bir beyaz atlı prens;
ama aşkta kazanmak için bu yeterli değil.
Görüyoruz ki; Dalja'mız anlığına da olsa bocalamıyor; diğer dizilerdeki hatunlar gibi ikilem
yaşamıyor, seyirciye sövdürmüyor; ahlak duygularımızı zedelemiyor.
Böylece 22 bölüm su gibi akıp geçiyor; dizi bittiğinde
'bende kaderimdeki aşkı bulacaam uleyynn' derken veya veyahut ekrana aval aval bakarken, olmadı yüksek ihtimal Lee Min Ki diye 'kudururken' kendinizi bulma ihtimaliniz kuvvetle muhtemel.
o yüzden izlemeyenler Lee Min Ki 'mikrop'una karşı dikkat etsin, sonra demediler demesin (:
Her zamanki gibi giderken de son ruh halimi bildiririm;
........
.......
....

2 Nisan 2012 Pazartesi

Hong Gil Dong^



Hong Gil Dong'u bitirdim bitirmesine ama,
resmen bende bittim onunla.
Hemen bir kadro tanıtımı yapayım öncelikle.. Sonrası Allah kerim.
Baş kahramanım, gönüllerin oppası, fırlama oğlanım, acıların vurdumduymaz çocuğu, Prens Chang Hui'yi tahta çıkaran; zeki, yetenekli, güçlü, yaramaz ve komik namja. O şimdiye kadar izlediklerim içinde en havalı kahraman ve en şapşaal (: Sevmekten öldüreceğim cinsten.
 Kendini kabul etmeyen babası yüzünden Çin'e gitmeyi aklına koyan Gil Dong önce Çince öğrenmesi gerektiğinin farkına vardığında pazar yerinde Çin'den gelen ilaç satıcısı Yi Nok'u bulur ve böylece tanışırlar ve sorusuz sualsiz, ilginç bir arkadaşlık başlar aralarında. İlerleyen bölümlerde Prens'in tahtı ele geçirme saldırısını farkında olmadan suistimal eden Gil Dong Prens ile tanışır, konuşur, ortaklaşa iş yapar ve zamanla tabiri caizse iş-ortağı olurlar. Zamanla gerçekler su yüzüne birer birer çıktığında Gil Dong Prensin ezilen halkı koruyacağı ve adaleti sağlayacağı fikri ile onu destekler. 
Gil Dong halkı soyan, rüşvet yiyen soylularla uğraşıp, arkadaşları ile birlikte soyluları soyup halka para 
dağıttığında soyluların nefretini ve halkın sevgisine ek olarak; kahraman yaftasını ve gruplarını Hwal Bin Dang ismini kazanırlar. O kendi topraklarının Robin Hood'u olmuştur ve çoktan benim kahramanım..
Heo Yi Nok; 4-5 yaşlarında iken annesi ve babası öldürülen soylu bir kızdır. Kendisini büyüten adamı büyükbabası saymış, onunla birlikte diyar diyar gezmiş ve ilaç satmış, neşeli, komik, biraz yarım akıllı, dövüşte yetenekli, güvenilir, iyi kalpli, saf ve tatlı bir kızdır.
 Büyükbabası ile gittikleri Çin'den dönüş yolunda kimliğini gizleyen Prens ile karşılaşır, ilerleyen bölümlerde biraz aptallığı, biraz saflığı, biraz da kaderin cilvesi ile 'Genç Efendi' dediği Prens'le tanışıklıkları arkadaşlığa dönüşür. Pazar yerinde tanıştığı Gil Dong'la kazanç ilişkileri, arkadaşlığa dönüşmesinin ardından fazla sürmeden Yi Nok Gil Dong'a aşık olur. Yi Nok aptal olmasına azıcık aptaldır ama, duygularını hiç reddetmemiş, asla tereddüte düşmemiş, kimin ne zaman ihtiyacı olsa yanında olmuş, Gil Dong ne zaman tehlikede olsa dibinde bitmiştir. Ben bu kızı çok sevdim, Gil Dong için çırpınışlarını, herkesi sevmesini, tanımadığı insanlar için üzülüp akıttığı göz yaşlarını, şebek hallerini, şaşkınlıktan fal taşı gibi açılan kocaman gözlerini, Chang Hui'ye gösterdiği -göstermez olaydı- şefkati; velhasıl her şeyini..
Genç Efendi/Chang Hui/Prens; çevirmenin sürmelim diye sevdiği, haşin bakışlı Sukki Hong Gil Dong'da abisi tarafından tahtı elinden alınan; annesi ile birlikte saraya kapatılıp yakılan, hizmetçisi Noh tarafından kurtarılan, halkının, abisinin ve tüm soyluların ölü bildiği Prenstir. Çinden dönüş yolunda Heo Yi Nok'a rastlar. Başta bu kıza kızsa ve ölümle tahdit etse dahi -ki öldürmeye de kalkmıştı- zamanla ona geri dönülemez biçimde aşık olur. İdealist olan Prens, hayatın örsü ile dövüldükçe realistleşir; son iki bölümde çığrından çıkar, beni de çıkarır... Onun için üzüldüğüm, ağladığım 22 bölümden sonra, bana, doğrularına ve onu tahta çıkaran yandaşlarına, ona inananlara ihanet etti, tahtında oturur olmak uğruna onlara defalarca kez saldırdı, alanlarını daralttı ve bulundukları köyü ateşe verip onları öldürttü. Ama ben zaten 23.  bölümün 1. dakikası dolmadan anladım onun da abisi gibi olacağını, ikinci kez yanıltmadı beni, ciğeri beş para etmez bir haine, bir zalime döndü. Ama Sukkinin oyunculuğunu ayakta alkışlamak lazım, tam anlamıyla mükemmeldi. O kadar mükemmeldi ki, soğudum ondan, buz kestim..
Gel gelelim Hwal Bin Dang üyelerine...
Onları anlatmaya nereden ve kimden başlamalıyım?
Aşk Bombacısı, patlamaya hazır bomba modunda; çapkın, mükemmel dövüşçü, yetenekli hırsız, geniş omuzlu, Mal Nyeo bağımlısı Soo Keun...
Geom'a her daim abilik yapan, sarıp sarmalayan, silahlarla düşüp kalkan, demirin cinsini yalayarak anlayan(!), harika dövüşen, tombik ve koca adam Yeon-shi..
Erkeklere karşı uyuşturucu etkisi olup olmadığı hakkında net bir kanıya varamadığım, görenlerin aklını başından alacak çekicilikte -ki bir çoğununkini aldı- arsız, yetenekli hırsız ve çapkın Mal Nyeo..
Saçlarının şekline bakıp bakıp küçük bir çocukmuş gibi ısırmak istediğim, tatlı krizlerimde atıştırmalık olarak tüketebileceğim, suratını astığında ekrana dalıp kucaklayıp teselli etmek istediğim, 'bir çocuğum olacaksa böyle olsun deyebileceğim Geom..
Hangisini daha çok sevdim kararsızım..
En sevdiğim yerleri anlatacağım ama sabaha kadar ekran başında klavyeyi tuşlayadabilirim,
o yüzden en aklıma kazınanları tıklayayım..
* Gil Dong ile Yi Nok'un kaplan avlama sahneleri.
* Yi Nok'un 1. kobrasının Gil dong tarafından kafası taşlara vurula vurula öldürülmesi (cani falan değilim, Gil Dong'da değil, kim uyurken yanı başında bir kobra görse aynı tepkiyi verir). 2. kobrasına ise eğlence evinde toplu suikast sonucunda düzenledikleri cenaze merasimi, zırıl zırıl ağlayan Yi Nok :D
* 4 adamın eğlence evine Yi Nok'u kaçırmaya geldikleri sırada büyükbabasının kapıyı tıklaması ve Yi Nok'un 'tıkabasa doydum, uzanacağım' demesinin ardından, büyükbabasının kapıyı kırıp içeri girmesi ve 'Yi Nok'um hayatı boyunca bir kez bile doymamıştır' demesinin ardından; koptum ve uzunca süre bağlanamadım.
* Mal Nyeo'nun ' Zaten hayat nedir ki? Elinde sonunda öleceksin.' lafı !
* Gil Dong onu öpünce Yi nok'un koşarak odadan fırlaması, düşmesi, duvara çarpması ve hemen ardından koşmaya devam ederken kuyuya düşmesi yarıldığım andır.
* Yi Nok'u kıyıdan çıkaran Keun yanında Mal Nyeo ve Yeonla Gil don'un odasına dalıp; ' Ceylan Gözlüye ne dedin? Onu kuyudan zor çıkardım. ' demesi ve Gil Dong'a saldırmasına engel olmak için onu tutan Mal Nyeo'nun eklemesi ' Hemde o sana I love you iken ' demesi..
* Gil Dong'a onu kovalayan polislerden kaçmasını söyleyip, kendisinin oktan bile hızlı olabileceğini öne süren Yi Nok'un Gil Dong'un ölüm haberini kabul etmemesi, günlerce onu dağ, taş, şehir, ova her yerde araması yüzünden, Gil Dong'a yaptığı ve Gil Dong'un yanından ayırmadığı keseyi getirmeleri ve cesedinin gömüldüğünü söylediklerinde Yi Nok'un ağlayışını unutamam hiç.
* Gil Dong'un 'kim takar' yürüyüşünü..
* Chang Hui yaralandığında ve Yi Nok ona ilaç yaptığında kıskanan Gil Dong gizlice Yi Nok'u öper, daha sonra Yi Nok'a 'hastaydım ama etkili bir ilaç aldım ve geçti der' Yi Nok safım ise 'o halde Genç Efendiye'de ondan vermelisin' der. Gil Dong köpürür 'hayır, asla olmaz. O benim.'
* Geom'un esir alınmışken şoka girip konuşacak suruma geldiğinde, arkladaşlarını ele vermemek için dilini ısırıp kendini susturmasını unutamam, evdekilerde çığlıklarımı tabi...
* Baştan sona o kahrolası final bölümünü unutamam...
* Yi Nok'un kral olan Genç Efendiye kılıcını çekip kendisini serbest bırakmasını söylemesini ve ' Artık onsuz yaşayamayacağımı anladım' deyişini unutamam. 
* Mal Nyeo düğününü ve hemen ardından yakılan köyden geriye kalan gelin-çiçekleri..
* Üzerlerine yağan alevli okların altında el ele tutuşan Yi Nok ve Gil Dong'u..
   '' Sanki kayan yıldızlar gibiler, bir dilek tutalım mı? '' deyip gülümseyişini hiç mi hiç unutamayacağım                                 biliyorum..  
* Dizinin o beni benden alan eşsiz müziklerini ..

Gil Dong ve Yi nok'un şarkısı Man Yak Eh..

İndirip dizi daha bitmeden ezberlediğim, dinledikçe etkisine hayret ettiğim Fate şarkısı..

Dizi çok güzeldi, ama son iki bölümü izlemeseydim keşke, yada senaristler mesaj vermek uğruna bu kadar katletmeselerdi her şeyi. İzlesin herkes deyemeyeceğim, benim gibi kaldıramayanlar izlemesin. 
bu dram bana fazla ağır geldi. Moral takviyesine niyet ederekten; bir doz Gil Dong enjekte ediyorum kendime.
Şap-şabalak Gil Dong'la noktalıyorum yazımı; Allahaısmarladık..