Neden başlasam ki, bilmiyorum..
En başlarda biraz sıkıcı geliyordu bana, ee hızlı gonzalesleri izleyerek büyümüş biri olarak..
Ama dizi ilerdedikçe beni bir merak sardı, ne oldu; ne oluyor; ne olacak..
Kah Beak Ho' ya ağzıma geleni saydım; geçmiş, şimdi ve gelecek için..
Kah Yi Seul'a üzüldüm; olmuş ve olacaklar için.
Sürekli kıskandım durdum o beş arkadaşı; ahh dedim; geçmiş günlerim düştü aklıma..
Dizi boyunca sürekli kendinizi, geçmişinizi, bu gününüzü ve yarınınızı düşünüyor, eleştiriyor ve
durumlar üzerine kafa yoruyorsunuz.Şahsen, her gün her yaptığım şeyi yarınımın olamayacağı bilinci ile yapmama ve hayatta kaybedecek zamanımız olmadığını bilerek adım atmaya şartlamışken dahi düşünüyorum
sevdiklerime onları ne kadar sevdiğimizi söyleyebilip söyleyemediğimi..
Sevmenin ayıbı yoktur halbuki; ayıp olan sevmemektir.
Garip olan sevememektir; ki neyi sevemiyor ki insan, neden sevemiyor?
Hangimiz kusursuzuz? Kim 'ben hiç hata yapmadım' 'ben hiç kalp kırmadım' deyebilir ki?
İnsanları sevememek neden? Herkeste, her birşey de kusur bulmaya çalışmak neden?
Neyse konu başka yere gitmeden geri döneyim ben sevgili dizime..
Beak Ho ve Ham Yi Seul altılı yaşlarından beri 20 senelik arkadaşlar ve aslında 20 senedir birbirlerinden habersiz birbirlerine aşıklar. İkiside ne kadar çok severse sevsin, ne kadar acı çekerse çeksin hep yarına, öbür güne, daha sonraya bırakmışlar 'Seni Seviyorum'
demeyi ve bir bakmışlar ki 20 yıl geçmiş. Yi Seul lisedeki koçlarıyla evleniyor sonunda. Beak Ho salya-sümük ağlarken düğün akşamı bir adam beliriyor yanında ve kendini 'Kondüktör' olarak tanıtıyor. Beak Ho'ya pişmanlıklarını düzeltebilmesi için bir iksir veriyor; sonrası 'renovatıo' (:
Beak Ho geçmişe gidiyor; hep yarım yamalak; ne yapacağını bilmez halde; hep parçayı kurtarmanın derdine; halbuki bütün elden gidiyor! Beak Ho dünü değiştirmenin derdine düşüyor ama ne bu günü ne kendi hatalarını değiştirmeye yeltenmiyor. Başta gıcık oluyorum ona, terbiyesiz :/ Aşkın kıymetini bilmiyor diyorum, sonra kıza yaşattıklarını izledikçe nefret sarıyor benliğimi 'öküz' diyorum. Kör-sağır-dilsizi oynuyor Beak Ho uzun süre. Sonra kaybede kaybede kıymetini anlıyor kaybettiklerinin ve elde etse de tekrar yitiriyor en çok arzuladıklarını. Konuşamadığı zamanların intikamını alıyor sanki hayat; söyleyeceklerini söylemeye hazır olduğu zaman onu dinleyecek kişi yanında olmuyor. Aslında hayatı biraz traji-komik, biraz da ütopik bir biçimde anlatıyor senarist bizlere oyuncular vasıtası ile. Atnalı taktığımız gözlerimize bir yumruk çakıyor ve
'hey dostum, sorunun ne senin? yarın diye bişey yok.' diyor bana kalırsa. Birazcık Secret Garden havası da vardı dizide; o ütopik durumlar, Kondüktör ve harabaciler..
Beak Ho hata yapa yapa, yapmamayı öğreniyor ama Yi Seul zaten kırılacağı, incineceği kadar incinmiş; artık hissizlik raddesine gelmiş. Bu durumun neredeyse %95 aynısını bende yaşadığım için nasıl hissettiğini biliyorum. Ağzında bir zehir varmış da, yutkunsan öleceksin sanki. Hayatında kimse yok; yapayanlızsın ama kimseyi alamıyorsun hayatına, girmek isteyene, seni sevene 'buyur' deyemiyorsun. Aslında hiç bişi deyemiyorsun. 'Gel' demek istediğin kişi elini uzatsan tutacağın kadar yakın, seni sevdiğini biliyorsun, onu sevdiğini biliyor, ama olmuyor. Sebep? Sebep yok. Biri sorsa cevap veremezsin çünkü sende bilmiyorsun, çünkü o da bilmiyor; 'Gel' deyemiyorsun, 'Git' deyemiyorsun. İki ucu keskin bir bıçakla, durmadan, yılmadan, dönüp dönüp kendini yaralıyorsun..
Çok yakıştırdım ben ikisini birbirlerine. Bende aşık olmak isterdim dürüstçe söylemek gerekirse; ama insan nasıl büyük travmalar sonucu konuşabilme ve yahut görebilme yeteneğini kaybediyorlarsa; çok fazla sevip çok fazla incinince aşık olma yeteneğini de kaybediyorlar galiba..
Beak Ho'nun pervasızca canının her istediğini yapmasını sevdim.)
Hiç kasılmadan, hiç kısıtlamadan kendilerini beraber çocuklaşmalarını sevdim.)
Beraber gülebilmelerini ve her şeye rağmen gülümseyebilmelerini sevdim.)
Yi Seul'un Beak Ho'nun hem arkadaşı, hem kız kardeşi, hem annesi, hem sevdiği, hem de tarafından sevildiği kişi olmasını sevdim.)
Beak Ho'nun doğal ve romantik her halini sevdim.)
Gururunu bırakması gereken yerde bir kenara bırakmasını, kendi hatalarından ders almasını;
devam edemeyeceğine karar verdiğinde gitmek istediği yere
korkmadan, kırılabilme ihtimalini umursamadan,
varlığı ve tür samimiyeti ile Beak Ho'nun yanına gitmesini ve ona
sabırla şefkatle 'Ben Ham Yi Seul, tanıştığımıza memnun oldum' demesini sevdim.)
Ve içinden devam etmesini 'Beni hatırlayamasan da sorun değil, ben seni hatırlıyorum'..
Cha Re'yi, Chan Wook'u, Tae Nam'ı Jin Jo'ju ve Koç'u çok sevdim.)
Yan yana durdukları bu resmi de çok sevdim, kıskandım, çatladım yani .)
Ağlayan Yi Seul'u 'eğer ağlamayı kesmezsen benimle evleneceksin'
diyerek teselli etmesini çok sevdim, hayır kimse şimdiye kadar beni böyle teselli etmedi yani.)
Bu çocukta harika bir ağlayabilme yeteneği var, gerçekten; böyle salya sümük ağlayan oyuncu fazla yok;
Allahım ya rabbim, teselli efesim geliyor bu çocuğu yav.
( Tamamen insaniyetten :D )
Lee Min Ho'msu bir suratı var Yoo Seung Ho'nun ve kendisi
1993 Ağostos doğumlu, benden tam bir yaş küçük; gözün kör olmasın e mi :)
~
Surata bak ya, aha bir junıor-emrah daha .)
Ama benim için dizinin yıldızı sonradan Beak Ho'nun babası olduğunu öğrendiğimiz Kondüktördü.
O nasıl bişeydir ya, o nasıl bir senaryo, o nasıl bir oyunculuktur!
14. bölüme kadar 'sıradan' bir dizi gözüyle baktığım Operatıon Proposal Kondüktör ile gönül trenimin ray sistemini alt-üst ediyor ve beni başka bir aleme götürüyordu (:
Baba kondüktör; ona yılın babası ödülünü veriyorum babalar günü geliyorken (:
Benim hiç benden büyük ayım olmadı, olduysa da onu sevgilim almadı;
kıskanıyorum.. :P
İşte dizinin en sevdiğim ikinci ostu; Oh My Goddess:
Ben diziyi beğendim; anladım ve severek izledim.
Güzel devam etti ve güzel sona erdi.
Hiç-bir hayal kırıklığı yaşamadım, mutluyum.
Hem eğlenceli, hem duygusal, hem gerçek, hem gerçeküstü,
hem acı, hem tatlı, hem dostluk, hem mucize dolu ilginç,
şaşırtıcı ve pek fazla tahmin yürütemeyeceğiniz bir dizi izlemek istiyor iseniz o dizi bu; oturun izleyin daha ne diyeyim?
Umarım bu söyleyememe, erteleme, yarına bırakma işinden vazgeçer;
ihtiyacımız olan insanlara, ihtiyacımız olan zamanlarda 'gel' deyebilme cesaretine sahip oluruz hepimiz.
Ve bize ihtiyacı olan herkesin yanında oluruz; hiç çıkarsız.
Umarım bedenen ve yaşça büyümekle kalmaz, kalben de büyürüz;
o kadar büyürüz ki herkese yetecek sevgimiz,
herkesi içine alacak bir kalbimiz olur.
Sevgi kelebeği mi oldum ne, amaninnn!
Neyse, neyse kaçtım ben..^_^
İşte dizinin en sevdiğim ikinci ostu; Oh My Goddess:
En sevdiğim ostu; ninni tadında; Eun Bi'den;
Güzel devam etti ve güzel sona erdi.
Hiç-bir hayal kırıklığı yaşamadım, mutluyum.
Hem eğlenceli, hem duygusal, hem gerçek, hem gerçeküstü,
hem acı, hem tatlı, hem dostluk, hem mucize dolu ilginç,
şaşırtıcı ve pek fazla tahmin yürütemeyeceğiniz bir dizi izlemek istiyor iseniz o dizi bu; oturun izleyin daha ne diyeyim?
Umarım bu söyleyememe, erteleme, yarına bırakma işinden vazgeçer;
ihtiyacımız olan insanlara, ihtiyacımız olan zamanlarda 'gel' deyebilme cesaretine sahip oluruz hepimiz.
Ve bize ihtiyacı olan herkesin yanında oluruz; hiç çıkarsız.
Umarım bedenen ve yaşça büyümekle kalmaz, kalben de büyürüz;
o kadar büyürüz ki herkese yetecek sevgimiz,
herkesi içine alacak bir kalbimiz olur.
Sevgi kelebeği mi oldum ne, amaninnn!
Neyse, neyse kaçtım ben..^_^
























































